« ANASAYFA
  Röportajlar
  Yazılar
  Yazarlar
  Kitap
  Konya - Tarihçe
  Mevlânâ
  Genel Merkez
  Linkler
  Arşiv
   

DUYURULAR:

Yeni saat uygulamasının ardından Konya İl Halk Kütüphane'sinde her Cumartesi gerçekleştirdiğimiz proğramlarımız bundan böyle saat 13:00'te başlayacaktır. (27.10.2014)


2014 yılı kültürel etkinlikler takvimi için TIKLAYIN.

Tasarım: ARTER

BİR KAÇ HİKAYE KİTABI / Mehmet Nuri Yardım

www.sanatalemi.net

Bizde roman yokken hikâye vardı. Geceler boyu eski kıssalarımız, Dede Korkut Hikâyelerimiz, Binbir Gece Masallarımız, efsanelerimiz, Kerem ile Aslı'mız, Leylâ ile Mecnun'umuz, Ferhat ile Şirin'imiz okunurdu. Gece okumalarını büyükler kadar küçükler de takip ederdi. Acaba hikâyeden kısmen uzaklaştık mı? Hâlbuki her hikâye bir dramdı veya hayat sahnesinden alınmış bir parçaydı. Üstünde düşünülür ve hayata dâir dersler çıkarılırdı. Hikâye kitaplarından ziyade romana rağbet var şimdi. Hâlbuki hikâye geleneğimiz aslında bizde daha köklü... Roman bize daha sonra Batı'dan gelmiştir. Evet bizden kıldığımız bir edebî türdür roman. Ama romana aşkla sarılırken, hikâyeye bu kadar acımasızca sırtımızı dönmemiz gerekir miydi? Elbette hayır.

Hikâyeye eski değeri vermediğimizi nerden anlıyorum? Az kitap yayınlanıyor da ondan. Yıllar önce kendisiyle görüştüğümüz bir romancı dostum bana şunları söylemişti: "Ben aslında hikâyeyi daha çok seviyorum ve kendimi o türe daha yakın hissediyorum. Başlangıçta hikâye yazıyordum zaten. Ama yayınevim devamlı olarak benden roman istediği için ister istemez hikâyeyi bırakıp romana kaydım."

Bu kadar lâfı ne için ettim biliyorsunuz değil mi? Ferasetinizden şüphem yok. Evet bu sene yayımlanmış birkaç hikâye kitabına girizgâh içindi bu satırlar. Elbette klâsik olmuş hikâye kitapları da önemli ve yayınlanmalı. Sütun Yayınları, Beydaba'nın yüzyılların eskitemediği "Kelime ve Dinme" isimli eserini neşretti. Üstelik Hâce-i Evvel üstat Ahmet Midhat Efendi'nin tercümesiyle. Çocukluğumda zevkle okumuştum, hâlâ ibretle, hayretle ve heyecanla okuyorum bu hikâyeleri. Okunmaz mı? Sütun'dan Şeref Yılmaz'ın "Konsolosun Köpeği" isimli hikâye kitabı da çıktı ve olumlu eleştiriler aldı. Fazla söze ne hâcet. İşte arka kapak yazısı eserin içini dışa yansıtıyor:

"Konsolosun Köpeği, bazen tebessüm ettiren bazen de hüzünlendiren hikâyelerden oluşuyor. Okuyucu, bu hikâyelerin birçoğunda 'kader' metaforunun, inceden inceye göz kırptığını fark edecektir. Yazar, millî rengimizden evrensel renklere kadar uzanan bir yelpaze sunuyor... Bunu yaparken bazen gurbetin ibretlik bir hâlini resmediyor bazen de bir bülbülün hazin akıbetini ortaya koyuyor. Hikâyeler, okuyucuyu geniş bir coğrafyada gezdirerek gizemli bir dünyanın içine çekiyor. Bu hikâyelerde yalın, sıcak ve etkileyici bir üslûbun yanı sıra metnin kurgulanışındaki ustalık da dikkatli bir okur tarafından hemen fark edilecektir."

Şehirler bende farklı çağrışımlar uyandırır aziz okuyucu! Şehirler yazarlarıyla, sanatkârlarıyla yücelirler ve gözümde büyürler. Meselâ Bahaeddin Karakoç olmazsa Kahramanmaraş ne kadar şiiriyetsiz kalır. Nazan Bekiroğlu ile Trabzon güzelleşiyor, Ahmet Turan Alkan ile Sivas süsleniyor. Tabii Ahmet Mahir Pekşen ve Fatma Pekşen de Sivas'a edebî tat katan değerli isimler... Madem ki sıra buraya geldi. Fatma Pekşen Hanımefendinin Kaynak Yayınları'ndan çıkan "Ayten de Yok Artık" isimli hikâye kitabını anmalıyım. Küçük fakat önemli ayrıntıların yazarıdır Fatma Pekşen. Çoğumuzun dönüp bakmadığı, umursamaz davrandığı mühim teferruatın titiz ve müteyakkız gözlemcisidir. Dili düzgün, üslûbu güzeldir. Eh anlatım ve kurgu da mükemmel olunca daha ne istersiniz ki? Alın öyleyse Fatma Pekşen'in hikâyelerini mutlulukla okuyun. Geçiverecek zamana acımayacaksınız değerli edebiyatseverler, aksine iyi bir hanım yazarla buluşmanın keyfine şükredeceksiniz. Pekşen'in duygu dünyası bizim dünyamız. Asil, nezih ve yerli... Geleceğe kalacak isimlerdendir Fatma Pekşen. Adı iyilikle anılacak, eseri dikkatle okunacak soylu bir edebiyatçı çünkü...

Geçmiş asırlardan günümüze yaklaşalım ve Servet-i fünûn devrine de bir nebze göz gezdirelim. Halid Ziya Uşaklıgil'in bütün eserlerini okuyuculara sunan Özgür Yayınları Halid Ziya Uşaklıgil'in "Aşka Dair" isimli hikâye kitabını edebiyat dünyasına armağan etti. Bu dizinin yayın yönetmeni Doç. Dr. Rahim Tarım. Aşka Dair'i Özlem Nemutlu hazırlamış. Titiz bir çalışma. Uşaklıgil kitapları bir devri anlatan metinlerden oluşuyor. Hatası sevabıyla Edebiyat-ı Cedide mensubu bir romancının roman ve hikâyeleri... Bir de kapağından iç mizanpajına kadar dikkat çeken bir hassasiyet, sizi zaten bu kitaplara sürüklüyor.

Usta hikâyeci Sadık Yalsızuçanlar'ın bütün hikâyelerini Kapı Yayınları okuyuculara ulaştırmaya devam ediyor. Bu serinin son kitabı Ayan Beyan. Sadık Yalsızuçanlar "Elif Gibi Yapayalnızım" isimli o çıkış yaptığı hikâye ile adını duyurmuştu ilkin. Bu irtifa hep devam etti, grafik hep yüksekleri gösterdi, zirveden inmedi Yalsızuçanlar. Bunda tabii ki sabrının, gayretinin, çalışkanlığının ve titizliğinin etkisi büyük. İyi bir hikâyecidir Sadık. Yanlış söyledim, çok iyi bir hikâyecidir. Sahici bir anlatıcıdır. Dudaklarınızda edebî tad da bırakır, yüreğinizde manevî haz da yaşatır. Sadık Yalsızuçanlar: Neslimizin yüzakı...

Yine bir hanım yazarımız daha var Hüzeyme Yeşim Koçak. Sanatalemi'nin ilk aylarında güzel hikâyelerini okuduk Hüzeyme Hanım'ın. Sonra bazı edebiyat dergilerinde rastladım hikâyelerine, denemelerine... Gördükçe heyecanlanıp okudum ve hep beğendim. Önümde Romantik Kitap'tan çıkmış "Havva Hanım'ın Gamzesi" duruyor. Hikâyelerini okurken huzur bulduğum bir edebiyatçıdır Hüzeyme Yeşim Koçak. Onu okurken serin iklimlerde dolaşırsınız. Sizi üşütmeyen bir serinliktir bu. Kitaplarına daldığınızda sıcak bir hava eser çevrenizde. Ama sizi bunaltmayan, terletmeyen bir sıcaklık... "Havva Hanım'ın Gamzesi" veya edebiyatımızda bir tatlı esinti... Bu tarz yazılar aslında hoşuma gitmiyor sevgili okuyucular. Keşke bütün bir yazımı meselâ Hüzeyme Yeşim Koçak'ın bu eserine veya bütün kitaplarına ayırabilseydim. Bu halisane ve samimi bir temenni elbette. Şayet masanızın üstü tanıtım bekleyen yüzlerce kitapla dolu olmazsa elbette adamakıllı bir kritik yazarsınız, dolu dolu bir eleştiri yazısı kaleme alırsınız. Ama heyhat! O hülyalı düşünceye bundan sonra vaktim olabilecek mi, bilmiyorum. Dost eller uzanırsa, kitap balyalarını sırtımdan indirirlerse belki... Sadece şunu söylemekle yetineyim. Az önce şehirler ve yazarlardan bahsetmiştim ya... Hüzeyme Yeşim Hanımefendi Konya'da ikamet ediyor. Bilmiyorum Konyalı okuyucularımız kendisini tanır mı, bilir mi, arayıp görüşür mü... En azından Konya'da çok iyi bir yazar yaşadığını bilsinler istiyorum ve buradan yazarımızı saygıyla selâmlıyorum.

Ötüken Yayınevi'ni bilirsiniz. Bilmeyenler için söylüyorum. Kuruluşunda, temelinde iyi niyet, soylu düşünce ve samimiyet olan bir ulu kuruluştur Ötüken. İdealist birkaç üniversite gencinin kurduğu ve bugün Türkiye'nin en saygıdeğer yayınevlerinden biridir Ötüken... İlkeli yayıncılığıyla bizden, bizi anlatan, bizi ifade eden kitapların evidir. Yüzlerce mükemmel kitabın açtığı ve Türkiye'yi güzel kokularla donattığı bir irfan bahçesidir. Batıya açılan semtin yani Beyoğlu'nun Doğulu kalabilen ve direnen kalesidir. Beyoğlu'nda iki bina durur Cadde-i Kebir'de, yani İstiklâl Caddesi üzerinde... Biri Ağa Camii'dir zaman zaman fırsat bulup sığındığım... Ama bir de bir türlü gidemediğim Ötüken Yayınevi ve ziyaret edemediğim sâkinleri Nurhan Alpay ve Erol Kılıç ağabeyler... O taraflara yolum ancak akşam düştüğü için görüşemediğim yayınevi yöneticileriyle ne yazık ki artık dostların cenaze törenlerinde karşılaşıyorum. Meselâ Nurhan ağabeyle son olarak Dilâver Cebeci'nin Bağlarbaşı'nda İlahiyat Fakültesi Camii'nde merhabalaştık, birbirimize taziyede bulunduk ve ayaküstü görüşebildik. Lâf yine uzadı değil mi dostlar, ama neyleyeyim kısa yazmak ustalık işidir ve ben kendimi hep amatör, her dem çırak bir yazar olarak gördüğüm için uzatıyor da uzatıyorum. Korkmayın canım muhtevalarından bahsetmeyeceğim eserlerin. Hasan Kallimci'nin "Herkesin Derdi Var" ve Funda Özsoy Erdoğan'ın "Sana Yazdığım Bir Mektup Olsam" isimli hikâye kitapları çıktı. Bu kıymetli eserlerin yayıncısı Ötüken Neşriyat...

Odunpazarı Belediyesi'nin hayırlı bir hizmeti daha bana ulaştı. Keşke bütün belediyeler Odunpazarı Belediyesi gibi kültüre ciddi katkılarda bulunsa. Daha önce yayımladığı kitaplardan bazılarını görmüştüm. Titizlik, ciddiyet ve ehliyet işi çalışmalar... Uzmanlara kitap hazırlatanlar Mustafa Özçelik'ten de "Ben Öğretmenim Çocuklar" isimli öğretmen hikâyeleri antolojisini istemiş. Özçelik bu değerli esere imza atmış. Kitapta hikâyeleri bulunan bazı isimler sitemizin de seçkin yazarları. Meselâ Sadettin Kaplan, Ümit Fehmi Sorgunlu, Vahap Akbaş, Bestami Yazgan, Hüzeyme Yeşim Koçak, Sırrı Er, Sadık Yalsızuçanlar, Fatma Pekşen ve M. Nihat Malkoç. Eskilerden de Ömer Seyfeddin, Necip Fazıl Kısakürek, Sait faik Abasıyanık, Samet Ağaoğlu ve Tarık Buğra da var. Faydalı, kendi alanında önemli ve aydınlatıcı bir çalışma...

Aslında tek tek ayrıntılı tanıtmak istediğim birkaç kitap daha vardı. Hiç olmazsa onlardan ismen bahsedeyim. Yıldız Ramazanoğlu'nın "Kırmızı" kitabı Selis Kitaplar'dan, İslâm Beytullah Erdi'nin "Gümüş Kakmalı Ağızlık" kitabı Berikan Yayınevi'nden, Sevil Tepe'nin "Zamanın Ötesinde" adlı çalışması Hayat Yayınları'ndan, Burcu Ertürk'ün "Şehit Kızı" kitabı Akış Yayınları'ndan, Serpil Gülgûn'un "Ruhlar ve Âşıklar" ile Özlem N. Yılmaz'ın "Kayıp Yalnızlık Ormanı" isimli kitapları ise Everest Yayınları'ndan okuyucuya ulaştı.

Kulağıma hafiften bir itiraz sesi geliyor: "İyi de, bu kadar hikâye kitabını ne zaman okuyacağız?" Hemen söyleyeyim. Her akşam televizyonlarda seyrettiğimiz dizi filmlere ayırdığımız upuzun zamandan birazcık çalarak. Deneyin bence memnun kalacaksınız...

Şiir Oku