Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk adlı romanıyla, ‘divan edebiyatını sevdiren adam’ sıfatının yanında romancı kimliğiyle de tanışma imkanı bulduğumuz İskender Pala bu kez Katre-i Matem adlı romanıyla okuruna ulaştı.
Divan şiiri çözümlemeleriyle tanıdığımız yazarın ilk romanına edebiyat çevreleri biraz kuşku biraz da önyargı ile yaklaşmıştı. Fakat bu romanın çıkışı tam da Bağdat’ın bombalandığı günlere rast geldiğinden okurlar tarafından duygusal bir ilgiyle karşılanmıştı. Aynı zamanda roman Pala’nın divan edebiyatına bir vefa borcu ödeme gibi bir misyonunu da yansıtması bakımından farklı bir yerde duruyordu. Katre-i Matem ise yazarın romancı kimliği ile ön plana çıkma arzusunu yansıtıyor diyebiliriz. Pala, bir sunuş yazısı ile başlıyor eserine. Yazarın bu romandan önce kaleme aldığı hikaye kitabı Kitab-ı Aşk’ı okuyanlar o eserde de buna benzer bir tercih kullanıldığını hatırlayacaklardır. Katre-i Matem her ne kadar bir macera ve polisiye roman gibi gözükse de aynı zamanda bir tarihi roman niteliği taşıyor. Bu yüzden tarihi roman okuyucusu bilhassa diyaloglarda tarihi cümleler veya eski tarz bir anlatım arayabilir. Bu durumda genç okuyuculara ulaşma ve eski kelimelerini bilmeyen kitleye yazarın kendini kapatma riski ortaya çıkıyor. Bu yüzden yazar bulduğu elyazmasını yalınlaştırma ‘buluş’uyla romanın dil sorununu çözmeye çalışmış. Ayrıca yine sunuşta verdiği mizansende hayali bir yazar oluşturarak, sonraları okuru daha da sürükleyecek romanı ilk baştan heyecanlı kılma yolunu tercih etmiş.

Katre-i Matem’de İskender Pala zaman olarak cesur bir seçim yapmış. Çünkü roman Osmanlı tarihinin en tartışmalı yılları olan Lale Devri’ni merkeze alıyor. Her ne kadar bir çiçekle anılsa da güvenlik ve sosyal adaletin tükendiği, bu arada modern hayata doğru atılımların yapıldığı, ilme değer verilirken kültürün göz ardı edildiği, sosyal çalkantı ve patlamaların gizli örgütler tarafından yapıldığı bir zaman dilimi. Günümüz Türkiye’sinde yaşananları dikkate aldığımızda; kitapta bu zamanın tercih edilmiş olması okur için günümüze bir izdüşüm sunuyor. Yazar ayrıca bu devre çoğu bilim adamı ve yazardan farklı olarak tarihi gerçekler ekseninden yaklaşıyor. Bu yüzden bu dönemin anlatıldığı romanlar içinde Katre-i Matem farklı bir yerde değerlendirilmeli.

Başta da söylediğim gibi, Katre-i Matem bir macera-polisiye roman özelliği taşıyor. Roman bir cinayetle başlıyor ve okuyucu yazarın altmış soruda bu cinayeti çözme serüvenine katılıyor. Yazarın romanı başarı ile kurguladığını söylemek mümkün. Ancak aynı başarıyı roman karakterleri üzerinde gösterdiğini söylemek mümkün değil. Çünkü romanda güçlü karakter tahlillerini göremiyoruz. Bir bakıma karakterler olayların arkasında kalıyor, bu yüzden kitap boyunca da kitabı bitirdiğimizde de aklımızda romanla birlikte anabileceğimiz bir karakter portresi oluşmuyor.

Yazar kitabına birçok derkenar ve resimler yerleştirmiş: Bir romanda çok da alışık olunan bir durum değil. Yazarın bu tercihini okuyucusunu iyi tanıması ve buna göre yapılmış bir seçim olarak değerlendirebiliriz. Bu anlamda İskender Pala’dan aşk hikayeleri dinlemeyi seven okurlar yazar tarafından hayal kırıklığına uğratılmak istenmemiş demek mümkün. Öte yandan buna, Pala’nın en çok üzerinde durduğu kavram olan aşkı macerayla paralel ilerletmek için yaptığı bir yenilik olarak da bakabiliriz. Eserde Pala okurlarını şaşırtacak bir durum daha dikkat çekiyor: Bugüne kadar Pala’dan hep soyut olarak dinlemeye alıştıkları aşk kavramı bu kitapta ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşılarına çıkıyor. Yine de romanda anlatılan dönemin ve olayların karışıklığı göz önünde bulundurulduğunda, bu kavramın insan özünde de olsa temiz ve ulvi bir duygu olarak korunmaya çalışıldığı gözlerden kaçmıyor.

Romanda, Batı tarafından hep horlanan İslam kültürü ve sanatının yazar tarafından savunulduğunu söylemek mümkün. Eserdeki bilge karakter Hafız Çelebi’yle bir Batılı arasında resim üzerine gelişen diyalog, özellikle kitaba monte edilmiş gibi duruyor. Yazar tarihimize hastalıklı bir bakış açısıyla bakan yabancıların ve kimi aydınlarımızın önyargılarını kırmalarını ve tarihe farklı bir açıdan bakmalarını istiyor sanki. Yine yazarın resmi tarihin bazı hadiseleri taraflı anlattığı düşüncesiyle bazı tarihi kimlikleri çözümleme yoluna gitmesi de bu tutumun devamı olarak çıkıyor karşımıza. Örneğin, o çağın bütün resmi tarihlerinde hep bir gemi tayfası, hamam tellağı olarak anlatılan Patrona Halil, romanda dürüstlüğü ve ahlakıyla öne çıkan bir kanaat önderi olarak beliriyor. Fakat İskender Pala, kitabında tarihteki bir kişiyi aklamak veya karalamaktan yana tavır almıyor, tarihten ibret sahneleri alıp günümüz insanına objektif olarak aktarma yoluna gidiyor demek mümkün.

Katre-i Matem kurgusu itibariyle bir film senaryosunu da andırıyor.

Yazar romanla ilgili bir röportajında “Romanı yazarken bir senaristin işini kolaylaştıracak hemen her şeyi yaptım.” diyerek böyle düşünen okurları doğrulamıştı. Gerçekten de çok çabuk senaryolaştırabilecek bir roman ancak senaryo aşamasında romanda eksiklik olarak belirttiğim karakter ve mekan algısı üzerinde bir kere daha düşünülmesi gerektiği kanısındayım. Ezcümle Katre-i Matem’in son zamanlarda iyi örneklerini gördüğümüz tarihi romanlar arasında kendine has bir yer edindiğini söyleyebiliriz.