Bizden selâm olsun Bolu Beyi’ne ve Köroğlu’na

 Bolu Beyi’nin zulmüne karşı halkın yanında yer alan ve halk kahramanı olarak karşımızda duran Köroğlu ile Bolu’ya ve Bolu Beyi’ne “Bizden selam olsun”…

 TYB Konya Şubesi, Konya Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla “Yazılacak Daha Çok Şeyimiz Var” sloganı altında Bolu Beyine kafa tutan Köroğlu’nun memleketi Bolu’ya bir gezi düzenledi.

Bu geziye TYB Üyesi olarak katılarak daha önce gördüğüm Bolu’yu, ikinci defa bu sefer hiç görmediğim ve gezmediğim yerlere, yâni tarihe doğru bir yolculuk yaptım.

Daha önce Mudurnu’yu gezmiş ve Selçuklu’dan kalma eserleri görme imkânım olmuştu. Kıymetli dostum ve arkadaşım Mehmet Gören, Bolu’nun merkezini bundan sekiz-dokuz sene önce bana gezdirmiş idi. Abant Gölü, Yedi Göller ve Göynük ile Gölcük Tabiat Parkı’nı gezince hem tabiatın içine, yeşilliklere ve güzelliklere hem de tarihin derinliklerine doğru öylesine bir yolculuğa adım atar atmaz “Yeşildi Medeniyetimin Adı” demekten kendimi alamadım.

 Köroğlu Destanı ve Bolu Beyi

Köroğlu Destanı’nı gençliğimden beri bilen, türküsünü okuyan ve filmini de seyreden bir insan olarak Bolu’ya geldiğimde, şehir merkezini gezerken ilk dikkatimi çeken sağ elinde sazı, Bolu Beyi’ne meydan okurcasına şahlanmış atın üzerinde duran Köroğlu heykeli olmuştu. Birde karşıda bütün heybetiyle duran ve en üst tepeleri beyazlara bürünmüş Bolu Dağları.

Köroğlu efsanesi veya destanını bilmeyeniz elbette yoktur.  Kısaca Köroğlu; padişahtan habersiz halka zulmeden Bolu Beyi’ne karşı durarak ezilen halkın yanında yer almış bir halk kahramanıdır. Tarih içinde her ikisi de hak ettiği yerini bulmuştur.

Bilmeyenler açısından hikâyeyi kısaca anlatmak gerekirse şöyle:

Bolu beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf’u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur.   Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik gösterişi yoktur. Hatta, çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf’un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi’nden öc alacağını söyler. Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer. Tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgâr gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramaktadır. Bir gece Yusuf, rüyasında Hızır’ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır’ın yönlendirmesiyle baba oğul yola çıkarlar. Dağlardan gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf’ un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir. Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu, öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür. Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Ahaliyi korur ve kollar.  Ünü her tarafa yayılır ve adı da Köroğlu olmuştur.

Köroğlu pehlivan olur ve Bolu Beyi tarafından düzenlenen yarışlara katılır. Diğer pehlivanları yener ve Bolu Beyi’nin huzuruna çıkartılır. Köroğlu’na sen kimlerdensin diye sorar. Köroğlu da: “İşte ben o gözlerini kör ettirdiğin seyisin oğluyum” diyerek kılıcını çaldığı gibi Bolu Beyi’nin kellesini uçurur ve halka zulmeden Bolu Beyi’nin elinden ahaliyi böylece kurtarır. Ayvaz’ı gönderip kaleden Bolu Beyi’nin kızını getirir ve evlenirler. O tarihten sonra Bolu Bey’i olarak halka adaletle muamele eder.

Efsaneye göre Köroğlu, böylece Bolu Beyi’nden babasının öcünü alır. Köroğlu daha sonra yeni yeni serüvenlere atılır ve zamanla heyecanlı birçok olay da yaşar. Sonunda delikli demir (tüfek) icad olunca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kaçar ve o meşhur türküde olduğu gibi; alır sazı eline ve diyâr diyar dolaşır. Onun en meşhur sözü; “Tüfek icad oldu mertlik bozuldu” cümlesidir. Şu türkü asırlarca dilden dile söylene gelmiştir:

 Benden selam olsun Bolu Beyine

Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır

At kişnemesinden kargı sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir.

 

Düşman geldi tabur tabur dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Tüfek icad oldu mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

 

Köroğlu düşer mi eski şanından

Ayırır çoğunu er meydanından

Kırat köpüğünden düşman kanından

Çevre dolup şalvar ıslanmalıdır.”

“Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur”

Âşıklık geleneğimizin yaşayan efsanelerinden olan ve mezarının yeri bilinmeyen Köroğlu’nun heykeli şehrin meydanında yer alırken, Bolu Beyi’nin mezarına kimse neden sahip çıkmamış, bakımsız bir halde kendi haline acaba neden terk edilmiş?..

Bolu Beylerinden Musa Paşa oğlu Mehmet Bey için bu durumda; acaba “Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur/ Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubur (kabir sakinleri)mu demek gerekiyor?..

*************

Doğal güzelliklerin zirveye ulaştığı şehir: BOLU

  • Yüzde 65’i ormanlarla kaplı ve tabiî güzelliklerin zirveye ulaştığı Bolu’nun; çalışkan ve sakin halkıyla birlikte toplam nüfusu 300 bin. Şehre Bolu adını ise Türkler vermiş.

Bolu’da TYB Konya Şubesi üyelerini çok iyi ağırlayan Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz ve kafilemizi gece yolda karşılayan Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Ağcan’a son derece müteşekkiriz.

Polis Evi’nde odamıza bırakılan hediyeler arasında üç kitap benim açımdan önem arzediyordu. Bunlardan Bolu’yu gezerken yardımcı rehber olarak kullanabileceğimiz haritalı Bolu Pasaportu, “Türk Tarihinde İz Bırakan Bolulular”, “Vali Ali Rıza Oskay’ın Bolu Hatıratı” ile “Bolu’da Basın ve Yayın Hayatı” adlı eserlerden son derece faydalandım. Birde Konya’ya döndüğümde bir kitapçıda gözüme ilişen iki cilt halinde belediye yayınları arasında çıkan Bolu Sancağı Salnâmesi oldu. Benim gibi tarihe meraklı araştırmacı gazeteci-yazarlar açısından o şehrin salnâmelerinin önemi son derece büyük elbette. 10 CD’den oluşan Yaşayan Bolu Ezgileri ise, belki de bu hediyeler arasında en güzeli diyebilirim. Çünkü Bolu gezi izlenimlerimi o birbirinden güzel Bolu Türküleri eşliğinde yazıyorum.

BOLU’NUN YÜZDE 65’İ ORMANLARLA KAPLI

Son derece dost canlısı bir belediye başkan yardımcısıyla Bolu Çorbacısı’nda karşılaşacağımı hiç beklemiyordum. Bolu’yla ilgili ilk bilgileri dokuz yıldan beri belediyede başkan yardımcılığı görevini deruhte eden eğitimci İhsan Ağcan Bey’e sorular sorarak aldım. Merkez nüfusu 160 binin üzerinde olan Bolu’nun genel nüfusu ise 300 bin. Yâni bizim Karatay İlçemizin nüfusuna yakın sayılır. İhsan Bey’in hoşuma giden en güzel sözü ise şu oldu:

“Bolu’nun yüzde 65’i yüksek çam ağaçları başta olmak üzere ormanlarla kaplıdır.”

Hakikaten Bolu’nun hangi ilçesini ve bölgesini gezerseniz gezin gözleriniz yeşil renkten başka bir renk görmüyor.  Gök mavisi renkle birlikte tabiî güzellikleri ise harika. Gezerken hem bol oksijen alıyorsunuz hem de tabiatın içindeymiş gibi o güzelliklerinden, havasından ve doğal kaynak suyundan ayrılmak istemiyorsunuz. “Meşeli dağlar meşeli” türküsünde olduğu gibi neşeli bir şekilde o görülesi güzelim tarihi yerleri adımlayarak geziyorsunuz.

Bolu Pasaportu’nu sunuş yazısında, Bolu’yu kısaca; “Doğal güzelliklerin zirveye ulaştığı il” olarak tanımlayan Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’a, beni, Bolu’nun “fahri elçisi (hemşehrisi)” ilân ettiği için ayrıca teşekkür ediyorum. Türkçe-İngilizce hazırlanan Bolu Pasaportu’nda Bolu tarihiyle ilgili şu kısa bilgi yer alıyor:

“Antik çağda Bitinya olarak adlandırılan Bolu, M.Ö. 235-183 yıllarında Bitinya Kralı Prusias I tarafından şimdiki yerinin 4 km. doğusunda kurulmuştur. Bitinyalıların kurduğu bu şehre komutanlarının ismi olan “Claudio” verilmişti. Claudio şehri zamanla  “Poli” olarak anılmış, 14. yüzyıl başlarında bölgeye sahip olan Türkler şehre BOLU ismini vermişlerdir. 1668 yılında depremde tamamen yıkılmıştır. Bu nedenle şehirde ilk çağlardan kalma eser bulunmamaktadır.”

 BOLU 1924’TE 200 BİN NÜFUSA SAHİPTİ

Eski Bolu Valisi Ali Rıza Oskay, hatıratında, 1924’ün Bolu’su hakkında bize şu bilgileri veriyor:

“Bolu merkezi; yedi bine yakın bir nüfus, bin beş yüz hâneyi muhtevi idi. Vilâyetin umumi nüfusu: 198.000’den ibaretti. Düzce, Gerede, Mudurnu, Göynük namlarında dört kazası vardı. Vilayet dahilinde 125 mektep vardı. Yetmiş muallimi vardı.

Ormanları 376.340 hektardı. Ormanları kesif, boldur. Çam, gürgen nevinden ağaçlarla dağlar ormanlıdır. Güzel yaylaları vardır. Yazın koyun sahipleri yaylalara çekilirler. Kışın da Ankara’nın Haymana, Beypazarı ovalarına giderler.

Halkı çalışkan, sakin, munistir.”

***********

Yeşille mavinin buluştuğu nokta: ABANT GÖLÜ

 Yaya, bisiklet, fayton ve atla gezilebilecek tabiat güzelliklerinin yer aldığı Abant Gölü; yeşille mavinin bir arada, sarı ve beyaz renkli nilüfer çiçeklerinin su yüzünde oynaştığı harika bir nokta!

Bolu’nun “fahri tanıtım elçisi” olarak tarihe meraklı edebiyatçılara ve TYB üyelerine güzel bir haber vermek isterim.

Âşıklık geleneğimizin yaşayan destanı Köroğlu, bu sene 18-20 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek Beşincisi Uluslararası Köroğlu Festivali’nde A’dan Z’ye ele alınacak.  15 – 16 Eylül 2017 günlerinde yapılacak Köroğlu Çalıştayı’nda ise, Köroğlu’nun, “Türk Dünyasının Ortak Değeri” olarak, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miraslar Listesi’ne dahil edilmesi konusunda yol haritası çizilecek. Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, “Kısacası Köroğlu’nu, bu topraklarda verdiği mücadeleye ve ‘Tabiatın Kalbi’ olarak markalaşan şehrimizin doğal güzelliklerine uygun bir ruhla farklı etkinliklerle yâd ediyoruz. Türk Dünyası, köklerine, kahramanının ayak izlerini takip ederek, kahramanını daha iyi anlayarak ulaşacak” diyor.

Bolu Belediyesi bünyesinde kurulan ve kısa adı BAM olan Bolu Araştırma Merkezi Yayınları arasında çıkan Müstakil Bolu Sancağı Salnâmesi’nde, Bolu’nun geçmişiyle ilgili tarihi bilgiler yer alıyor. Yâni bu salnâme size, Bolu’nun geçmiş tarihine bir ayna tutuyor. Bu aynaya baktığınızda Bolu’nun dününe, bugüne ve yarınına dair bir ışık görüyorsunuz.

Bulu’nun ilk ve son yıllığı “Müstakil Bolu Sancağı Salnâmesi” adıyla 1916 senesinde neşredilmiş. Konya Yıllığı ise 1868 tarihli.

ABANT GÖLÜ VE TABİAT PARKI

Bolu’nun 34 kilometre güneybatısında Abant Dağları üzerinde tabii bir göl olan Abant Gölü’nü gezmeden önce; Tabiat Parkı’nı gezmenizi tavsiye ederim. Abant Dağlarında hangi hayvan ve kuşların, gölde ise hangi balıkların yaşadığını bu parkı gezerken öğreniyorsunuz.

Yer altı suları ile beslenen gölün en derin yeri 45 metre. Tektonik menşeli Abant Gölü ve çevresinin bitki zenginliği, ayrıca büyük bir açık hava rekreasyon potansiyeline sahip bulunması nedeniyle büyük bir bölümü, 1988 yılında “tabiat parkı” olarak koruma altına alınmış. Göl suyun yüzünde oynaşan nilüfer çiçekleriyle son derece harika bir manzaraya sahip.

Çevresi yedi kilometre olan gölü özellikle yaya, bisiklet veya faytonla gezmeniz daha iyi olur. Bazı yerleri yaya olarak gezdiğimiz için ne kadar zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğunu da gözlemledik. Karaçam, kayın, meşe, gürgen, söğüt, ardıç ağaçları ve ormangülü, böğürtlen, ısırgan ve çayır otlarıyla göl ve çevresi bitki çeşitliliği açısından son derece zengin. Göl kenarı ve su içinin çeşitli su bitkileriyle ve o güzelim nilüferlerle dolu olduğunu gördük. Yaya olarak  gezintiye çıktığınızda teneffüs ettiğiniz hava ve  ciğerlerinize doldurduğunuz oksijen o kadar temiz ki…

Literatüre “Salmo trutta fario var abaticus” olarak geçen Abant alabalığının tadına bakamasak da başka bir alabalığın tadına elbette baktık. Abant alabalığını bu gölde, ücret ödeyerek avlayabiliyorsunuz. Göl çevresindeki ormanlarda tavşan, tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, geyik, karaca, sincap, gelincik; su kuşlarından yaban kazları, yaban ördekleri, balıkçıl, karabatak, turna; yırtıcı ve diğer kuşlardan şahin, doğan, atmaca, baykuşu tabiat parkını gezerken gördük.

Yılın her ayı ayrı güzelliklere bürünen bu güzelim gölde; Temmuzda piknik, kamping, sportif olta balıkçılığı, yürüyüş, bisiklet, fayton ve atla gezinti yapanlar bu harika manzaraya çeşni oluşturuyordu. Park girişinde bulunan satış reyonlarında ise bölgede doğal olarak üretilen gıdalar ve hediyelik eşyalar da satılmakta.

 ***********

  Abant Gölü tanıtıma muhtaç

 Bizim turizmde en büyük eksikliğimizin veya ihmal ettiğimiz hususun “tanıtım” olduğu gerçeği Abant Gölü’nde de karşımıza çıkıyor. Tabiata fazla müdahalede bulunulmadan Abant Gölü ve çevresi spor ve kongre turizmine uygun hale getirilebilir.

 Bursa’nın Keşiş Dağı gibi sönmüş bir volkan olan eski adıyla Âbâd Dağı’nın tepesinde bulunan Âbâd Gölü’nün tatlı ve durgun suları ve nemli iklimine vedâ ederken, Bolu Sancağı Salnâmesi’nde; Bolu’da ilkbaharın az devam ettiği fakat sonbaharın pek güzel geçtiği bilgisi yer alıyor. Buna göre “mâmur, şen,  çok dolu” anlamına gelen Âbâd Dağı’nın adının sonradan “Abant Dağı” olarak değiştiğini öğreniyoruz.  Abant Dağı ve Abant Gölü’ne sonbaharda geldiğinizde, karşınıza kartpostallarda görmeye alıştığınız muhteşem bir manzara çıkması muhtemel.

Yalnız şunu ifade etmeden geçemeyeceğim; Abant Gölü’nü yedi bin beş yüz metre uzunluğundaki gezinti yoluyla gezdiğiniz vakit yayla havasını ve çam kokusunu alarak fevkalade manzarası karşısında âdeta büyüleniyorsunuz. Gölün suyu o derece berrak ki, küçük balıklarla birlikte en derindeki taşlar bile görülebiliyor. Etraftaki çamları ve yeşilliği ise bir ayna gibi aksettiriyor. Kartpostal gibi fotoğraf çekmek istiyorsanız, sonradan heyelanla birlikte oluşmuş Abant Gölü’ne sonbaharda gelmelisiniz.

Abant’taki turizm ise 1930’larda 12 odalı ahşap bir otelle başlamış. Bu otel daha sonra yıkılıp yerine Turizm Bakanlığı’na bağlı Turban Oteli inşa edilmiş. Özelleştirmeden nasibini alan bu otel Büyük Abant ismini almış. Yine aynı yıllarda göl kıyısına Özel İdare tarafından devlet büyüklerini ağırlamak maksadıyla bir köşk yaptırılmış. 1937 yılında tamamlanan bu köşke önceleri “Atatürk Köşkü” denmiş; daha sonra “İnönü Köşkü” olarak adlandırılmış. 1975’ten sonra yıkılıp aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilen köşk, bir şirket tarafından satın alındığı 1987’den beri “Abant Köşkü” adıyla otel olarak hizmet vermeye başlamış.

Hakkında türlü efsanelerin olduğu Abant Gölü ve çevresindeki ormanlık arazi 1988 yılında Milli Parklar kapsamına alınmış ve bu bölge “Abant Gölü Tabiat Parkı” adıyla koruma altına alındığını da buradan ifade ediyoruz. Ellinin üzerinde endemik bitki türünün bulunduğu ve flora yönünden zengin olan Abant Gölü’nü ve manzarasını daha üst tepelerden seyretmek adına bir değil birkaç seyir tepesinin daha yapılması gerekiyor.

ABANT GÖLÜ TANITIMA MUHTAÇ

Tarihi geçmişi M.Ö. 5000-3000 senelerine yâni Hititlere kadar uzanan ve Bolu şehrinin tarihiyle doğru orantılı olan Abant (Âbâd), Lidyalılar ile Perslerden sonra Makedonya Kralı Büyük İskender’in hâkimiyetine ve Romalılardan sonra Selçuklu ve Osmanlıların egemenliği altına girmiştir.

Bizim turizmde en büyük eksikliğimizin veya ihmal ettiğimiz hususun “tanıtım” olduğu gerçeği burada da karşımıza çıkıyor. Âbâd (Abant) Gölü ve Tabiat Parkı’nı tanıtmak adına Abant girişine bir tanıtım merkezi pekâlâ yapılabilir. Yayla turizmini teşvik etmek amacıyla yayla evleri projesi bunu neden takip etmesin ki. Gezimizde at binme parkurunun olmadığını ben sonradan farkettim.  Abant Gölü ve çevresinde spor ve kongre turizmine uygun yerleşim yerleri yapılarak daha fazla gelir elde edilebilir. Bütün bunları yaparken Abant Gölü ve Abant Dağı ile tepelerdeki ağaçlar ve bitki örtüsüne zarar verecek her türlü yapılaşmadan elbette kaçınılmalı, tabiat korunmalı ve daha fazla müdahalede bulunulmadan büyük itina gösterilmeli.

Abant Gölü’nün muhteşem ve insanı büyüleyici güzelliklerinden başımızı kaldırıp Fatih’in hocası Akşemseddin Hazretleri’nin memleketi Göynük’e ancak gelebildik.

Kaynak: TARİHE YOLCULUK  – MUSTAFA BALKAN