Pandora efsanesini biliyorsunuz.

Hani şu Zeus’un buyruğuyla Demirci Hephaistos’un Afrodit biçimini verdiği (Yunan mitolojisinde ilk yaratılan) kadın.

Mitolojik olarak devam edersek; Tanrılar, Pandora’ya özelliklerinden birer parça verirken ona bir kutu armağan ederler. Bu bütün kötülüklerin doldurulduğu bir kutudur. Kutunun hiçbir şekilde açılmaması gerekmektedir.

Eş olarak gönderildiği Epimetheus, Pandora’nın kutusunda ne olduğunu merak ederek açar. Kutu açılınca dünyaya hastalık, açlık, kıskançlık, yolsuzluk gibi kötülükler yayılır. Epimetheus hemen kutuyu kapatır. Pandora da onu bu kadar korkutanın ne olduğunu merak ederek kutuyu tekrar açar. Kutunun içinde kalan son kötülükler de dışarı çıkar.

Son anda ise Pandora, kutudan çıkacak olan “umut”u yakalar. Pandora’nın kutusunda yalnızca umut kalmıştır.

***

Muğla’ya geldiğim anda tanıştığım kıymetli gazeteci meslektaşım Kenan Gürbüz’ün ‘Asrın Suikast Girişimi Davası’nı tanık ve sanıkların ifadelerinin yanı sıra gazeteci gözüyle de değerlendirdiği ‘Pandora’nın Kutusu Açıldı’ kitabını takdiminin ardından memnuniyetle okudum.

Gürbüz, daha önce de ‘Direniş Ateşinin Yakıldığı Yer: Marmaris” kitabını yazmış ve kitap çok kısa sürede ikinci baskısını yapmıştı.

Uzun yıllardır gazetecilik yapan ve mesleğinin hakkını verme gayretini asla kaybetmeyen Gürbüz’ün, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin en önemli ayağı olan ve Muğla’da 224 gün süren, 1’i firari 37 darbeci askerin de aralarında bulunduğu 43’ü tutuklu 46 sanığın yargılandığı davaya dair notları ve izlenimleri şüphesiz tarihe düşülmüş bu anlamdaki notların kıymetlileri arasında yer alacaktır.

***

Kitabın ismiyle başlayacak olursak…

Gürbüz’ün kitaba bu ismi vermesinin nedeni sanıklardan birisinin mahkeme heyetine “Pandora’nın kutusu daha açılmadı” hitabı. Gürbüz, dava sürecince kutudan saçılan tüm kötülüklerin ifşa olduğu kanaatiyle kitabının sonsözünde bunu şu cümlelerle anlatıyor: Kamuoyu gibi ben de Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yaptığı titiz yargılamayla Cumhurbaşkanı’na suikast girişiminin kodlarının çözüldüğüne ve sorumluların gerekli cezaya çarptırıldığına inanıyorum.”

***

Kitapta tahmin edileceği gibi 224 gün süren davanın seyri, sanık ve tanıkların yer yer ifadeleri yer alırken Gürbüz’ün belgeselci kimliğinden kaynaklanan bir dilin de kitaba hakim olduğunu görüyoruz. Olaylara bir vizörden bakar gibi, kimi zaman dava öncesinde yaşananlara uzandığını, kimi zaman da dava sonrası mesela şehit polis memuru Nedip Cengiz Eker’in annesi Güzel (Bahar) Eker’in duygularını sayfalara taşıdığı anlar ‘yargılamanın’ insani boyutunu gözler önüne seriyor. Şehit annesinin şu sözleri, mahkeme kararının bir anne sinesindeki yankısını lirik bir şekilde hissettiriyor: “Mahkemenin kararını açıkladığı gün şehidimin mezarına gittim, mezarında onunla konuştum. Kararı oğlumla paylaştım. Öptüm mezarının taşlarını, buz gibi taşlarını öptüm yavrumun.”

***

Kitabı okurken; sıcak esintiler hissettiğim anlar oldu. Başsavcı Necip Topuz’un radyodan dinlediği “Kalktı Göç Eyledi Avşar elleri” türküsü, Mübaşir Erol’un yabancı gazetecilerin içtiği purolardan yayılan kokudan genzinin yanması, Maltepe cigarası, kıdemli gazetecilerin “sert bakışları ile ünlü özel harekât polislerine simit ikram etmeleriyle” eriyen soğukluk, gizli tanık ‘Şapka’, Muğla yaylalarının Anadolu’nun her yerinde olduğu şekilde yüksek rakımlı yerlerde değil de düşük rakımlı yerlerde oluşuna yapılan atıf, sanıklardan birinin ifadesinde Angelina Jolie’nin ‘Wanted’ filmine yaptığı gönderme, Savcı Alicenk Düzgün’ün iddianameye yapılan sataşmaya şair Bâki’nin “Mufassal kıssa başlarsın, garip efsane söylersin” mısralarıyla verdiği cevap, Gazeteci Gürbüz’ün bloknota kurşun kalemle yazdığı notların silindiğini deneyimlemesi ve Mahkeme Başkanı’nın sanıklara ‘savunma haklarını kullanmaları’ yönünde söylediği “Burası tünelden önceki son durak” sözleri, altını çizdiğim cümlelerden.

***

Ben de; Gürbüz’ün ‘Sonsöz’deki temennisi ile satırlarıma son vereyim:

-Allah bu ülkenin düşmanlarına ve işbirlikçilerine fırsat vermesin.

M. Ali Köseoğlu yazdı…