Yıkılası şu dağların ardına

Aşıp gider bir gözleri sürmeli

Cennet i alada bir gül açılmış

Kokup gider bir gözleri sürmeli

TYB Konya Şubesi, yaz boyunca devam ettirdiği cumartesi günleri kültürel programlarından birini de cumartesi günü yine eski adliye arkasındaki mütevazi Konya evinde yani havuzlu bahçesinde icra etti. TYB Konya Şubesi, bu evin kapılarını sürekli açık tutarak bile çok önemli bir hizmet eda ediyor.

İl Kültür Müdürü Sayın Mustafa Çıpan Beyi dinlemek için bir çok gönül dostu yazar akademisyen ve üniversiteli gençlerden oluşan hanımlı-beyli hatırı sayılır bir kalabalık oluşmuştu… TYB bahçesine giderken Zafer meydanında şöyle geriye dönüp batı yönüne göz attım… Dağların zirvesini dumanlar bürür gibi olmuş, orda durup bir iç geçirdikten sonra bir an 50 sene gerilere gidiverdi gönlüm ve dağlarda cebimden hiç çıkarmadığım Karacaoğlan kitabından yukarıdaki dörtlük tam bu havayı andırıyordu… Dilimden mırıldanırcasına süzülüverdi. Ve bir kenara durup canlı canlı yanık yanık söyledim ve ardından TYB’nin o huzur veren bahçesine girerken dostum Ali Işık ellerini açarak kucakladı beni… Böylece bütün derdim kederim dağılıverdi.

Bahçede eş dost görüşüp selamlaştıktan sonra sunucu kardeşimiz Başkan Ahmet Köseoğlu’nu kürsüye davet etti. Başkan programlar hakkında ve topluluğun gösterdiği ilgiden dolayı memnuniyetini belirten kısa bir konuşma yaptı ve Sayın Mustafa Çıpan’ın kısa bir özgeçmişi okundu. Ardından bu işlerin uzmanı, ustası ve şiir-musiki ve kültür erbabı olan İl Kültür Müdürü Çıpan, güzel konuşmasını yapmak için kürsüye geldi. Kenarda müzik aletleri ellerinde hazır beklemekte olan kardeşlerimizden bir müzik icra etmeleri istendi ve onlar da Zekai Dede Efendi’nin ‘Bin cefa görsem’ adlı eserini icara ettiler.

İcra edilen eser belki 500 yıllıktı belki de fazla idi. İşte bu eseri dinlerken benim gibi ömürdeki yarım asırdan fazlasını tüketmiş insanlara yine o dağların serin havasını hatırlatıverdi. Beni 450 yıl gerilere götürüp dağdaki ağaçların gümbürtüsünü, dalda solmuş yaprakların hazanla dökülen hışırtısını kalbimde yaşatarak şöyle maziye götürüveriyordu… Burada çalınan müzik ile yukarda bahsettiğim Karacaoğlan’ın sade bir Türkçe ile dağların ardına gittiğini beyan ettiği ‘gözleri sürmeli yarin’i nasıl bir araya getirmemiz gerektiğini ve özümüzü-sözümüzü yaşamamızı anlatmaya yeterdi sanırım.

Bu arada Sayın Çıpan şairlerden dörtlükler okuyup ayrıntılarını anlatarak katılımcı şair ve sanat severlere doyumsuz anlar yaşatıyordu.

Ayrıca şair dilinden şiirle edebi, terbiyeyi, adabı ve yaşam boyu hayattan alınan zevki ve sitemi bir çırpıda anlatırken bir güzel örnek vererek şairlerin dilleri ile yaşamın her safhasının anlatışlarını şöyle özetliyordu: “Kıraç kavunu neden tatlı olur hiç düşündünüz mü?” diyordu. Bu benzetme sözün güzelliği açısından çok manidar bir benzetme idi. Sayın Çıpan şiirde sözün güzelliği açısından geçmişle günümüz yaşamından örnekler vererek doyumsuz konuşmasını noktaladı.

Ağzına sağlık Sayın Çıpan…

Müzisyenlerin icra ettikleri müziğin bir tanesi de acem kızı idi.

Çırpınıpta şan ovaya çıkınca

Eğlen şan ovada kal acem kızı

Uğrun uğrun kaş altından bakarken

Can telef ediyor gül acem kızı

Seni seven oğlan neylesin malı

Yumdukça gözünden döker mercanı

Burnu fındık ağzı gayfe fincanı

Şekerli şerbetli bal acem kızı

Bu da çok anlamlı ve içeriği aşk, sevgi, hüzün benzetişi ile üzerinde durulacak düşünülecek bir ersedi.’Uğrun uğrun kaş altından bakarken can telef ediyor gül acem kızı’ derken hüznü, burnu fındık ağzı gayfe fincanı derken sevgiliyi ne kadar övücü ve güzelliklerle tasvir ettiğini çırpınıpta şan ovaya çıkınca derken sevdiğini bulmak için uçarak dağlara ovalara çıkan bir güzel kuşu anlatıyordu…

TYB’de bize bu güzellikleri yaşatan herkese çok teşekkür ediyorum.

Memleket 15.10.2008 – İsmail Detseli